27 Kasım 2025 Perşembe

FATİH ALTAYLI KARARI

 



Gazeteci Fatih ALTAYLI'ın mahkumiyetine neden olan sarf ettiği sözlerinin Cumhurbaşkanını tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağını tartışacak değiliz.


Suç sabit veya değil,kanun yollarından sonra bu kesinlik kazanacak.


Bu yazımızda hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin hukuken yerinde olup olmadığını değerlendirmeye çalışacağız.


Bilindiği gibi, tutuklama, maddi hakikate ulaşarak adil bir karar verebilmek amacıyla başvurulan yasal bir koruma tedbiridir.


Bu nedenle,Ceza Muhakemesi Kanununun dördüncü kısım ikinci bölümünde yasal koşulları düzenlenen tutuklama'nın kanunda yer aldığı kısmın başlığında da koruma tedbirleri ifadesi yer almaktadır.


Fatih ALTAYLI;hakkında açılan soruşturma evresinde henüz şüpheli iken Cumhurbaşkanını tehdit suçundan tutuklanmış ve hakkında açılan davanın kabulüyle sanık sıfatını alarak yargılandığı kovuşturma evresinde de tutukluluk koruma tedbirine devam edilmiş,bu süre zarfında deliller toplanmış, tutuklu olarak el altında tutularak maddi hakikate ulaşmak amacıyla yapılması gereken tüm yargılama işlemleri tamamlanmış ve mahkemece bir sonuca ulaşılmış,karar açıklanmış ve bu karar mahkumiyet şeklinde tecelli etmiş olup,böylece Fatih ALTAYLI hakkında hazırlık aşamasında verilen tutuklama koruma tedbiri kararı,amacına ulaşmıştır.


Evrensel bir hukuk kuralı olan masumluk karinesi,Fatih ALTAYLI için de geçerli olup,hakkında mahkumiyet kararı verilen ve hakkındaki bu karar henüz kesinleşmeyen Fatih ALTAYLI, halen masum ve suçsuz olup,suçluluğu hakkında verilen mahkumiyet kararının yasal denetim yollarından geçmesinden sonra suçlu olup olmadığı kesinleşecek ve hakkındaki mahkumiyet kararı aynen kesinleşirse infazı kabil bir mahkeme kararı ortaya çıkacaktır.


Tutuklama,adil bir yargılama yaparak doğru bir şekilde maddi hakikate ulaşma amacına matuf bir emniyet ve koruma tedbiri olup,ileride kesinleşmesi olası muhtemel bir ceza mahkumiyet kararının peşinen infazı ve bu yolla infazın garanti altına alınması kurumu değildir.


Fatih ALTAYLI'yı yargılayarak mahkum eden mahkeme;bu kararın kesin bir karar olmadığını,yasal denetim yollarından geçerken lehe bozulabileceğini,kararın beraatle sonuçlanabileceğini,kaldı ki;ileride karar kesinleşse dahi, infaz iyileştirmeleri ve tutuklu kalınan sürelerin mahsubu da dikkate alındığında,verdiği ceza süresine nazarn,Fatih ALTAYLI'nın telafisi imkansız bir mağduriyete uğrayacağını düşünmemiş ve hükümle birlikte tahliye kararı vermemiştir.


Karar;tutuklama kurumunun amacına,tutuklamanın henüz kesinleşmemiş ileride kesinleşmesi olası bir cezanın peşinen avans yoluyla infazı kurumu olmadığı ve tutuklamanın istisna olduğu ilkesine,masumiyet karinesine,bir kararın infaz edilebilmesi için kesinleşmesinin gerekliliği ilkesine,yerel mahkeme kararlarının kesin olmayıp yasal denetime tabi olduğu ilkelerine açıkça aykırıdır.27/11/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu


20 Kasım 2025 Perşembe

CHP ERDOĞAN'I 23 SENEDİR DAHA TANIYAMAMIŞ

 


AKP Genel Başkanı ERDOĞAN'ın;Çözüm Komisyonunun İmralı'ya gitmesi konusundaki görüşünü açıkça beyan etmemesi,CHP'yi kızdırmışa benziyor.


CHP bu konudaki tepkisini,ERDOĞAN neden rengini belli etmiyor?diye sorarak ortaya koyuyor.


CHP'liler; gerçekten, 23 senedir birlikte aynı mecliste politika yapmalarına rağmen, hala ERDOĞAN'ı tanıyamamış olmalılar.


Bize göre,siyasi rakibini yenebilmenin ilk koşulu;siyasi rakibini ve onun siyaset tarzını çok iyi bilmek ve tanımaktır.


ERDOĞAN daha ne desin?Son grup toplantsında yaptığı konuşmasında,Cuma günü (yarın) yapılacak oylamayla, komisyon bu konudaki kararını alacak ve komuoyuna açıklayacak demedi mi?Dedi tabi.


ERDOĞAN,daha ne desin?


CHP olarak sizler,komisyonda görev alan AKP'li üyelerin ERDOĞAN'ın talimatıyla oy kullanacaklarını,ERDOĞAN'ın talimatının bir milim dahi dışına çıkamayacaklarını nasıl bilemiyorsunuz?


Demek ki;AKP'li komisyon üyeleri, kullanacakları oyların rengiyle,ERDOĞAN'ın bu konudaki görüşünü açıklamış olacaklardır.Hele biraz bekleyin.


Kaldı ki;CHP olarak, göbeğiniz ERDOĞAN'ın göbeğine mi bağlı sizlerin,o mu size yön verecek?Yan çizer gözükse de,rengini açıkça belli etmese de,ERDOĞAN'ın bu konudaki rengi ve düşüncesi,doğal olarak belli.


CHP;sanırım mahalle baskısının altında ezilmiş ve bu konuda ne yapacağını bilemez durumda.


CHP;baştan hata yapıp komisyona dahil olmasaydı,bugün, İmralı'ya gidilip gidilmemesi konusunda komisyonda yapılacak oylamaya katılıp katılmayacağına karar vermek durumunda kalmayabilirdi,ancak daha en başta iddialı sözlerle komisyona katılıp üye vermekle, en büyük hatayı baştan yapmış ve şimdi partinin muhtemel oy kayıplarını düşünerek bocalamaktadır.


Kardeşim sen CHP olarak,CHP'nin yer aldığı değil,asıl yer almadığı komisyonlar daha tehlikelidir diyerek komisyona katılmaya ve üye vermeye karar verdiğine göre,bu kararın muhtemel rizikolarını da baştan düşünmek zorundaydın.


Komisyona madem katıldın,komisyonun İmralı'ya gidip gitmemesine ilişkin olarak alınacak karar oylamasına da CHP olarak katılmak zorundasın.


Oylamaya katılırsın,ancak, İmralı'yı muhatap alarak İmralı'nın ayağına gitmek siyaseten ve vicdanen işine gelmiyorsa, gidilmemesi konusunda olumsuz oyunu kullanırsın.


Komisyonun karar alma kurallarına göre; gidilmemesi yönünde karar çıkarsa mesele kalmaz.Ancak,karar olumlu çıkar ve İmralı'ya gidilmesi konusunda oy çokluğuyla karar çıkarsa da,en başından komisyona katıldığına göre, komisyonun kararına saygı göstererek İmralı'ya da gidersin ve orada olacaklara,yapılacak görüşmelere tanıklık yaparsın,gerekirse bazı müdahalelerde,çekincelerde bulunusun.Yani, komisyonda olmamız değil, olmamamız daha sakıncalıdır demiştiniz ya,işte İmralıdaki görüşmelerde de hazır bulunarak olası sakıncalara panzehir olursun.


Bu yazıyı okuyacak peşin hükümlü ve fanatik CHP'lilere peşinen söyleyeyim,ben de bir CHP seçmeniyim,komisyondaki oylamaya katılaarak olumsuz oy kullanmalarına rağmen İmralı'ya gidilmesine yönelik olarak oy çokluğuyla alınacak karara engel olamazlar ve hatta İmralı'ya gidecek olsalar da,oy'um yine helalinden CHP'nindir.


CHP baştan aldığı yanlış kararla komisyona dahil olduğuna göre,oy kaygısına düşmemeli,komisyondaki oylamaya katılmalı,oylamadan İmralı'ya gidilmesi kararı çıkarsa gitmeli ve o görüşmelere tanıklık etmelidir.İlkeli ve cesur siyaset bunu gerektirmektedir.20/11/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu



14 Kasım 2025 Cuma

HUKUKUMUZDA GİZLİ TANIK DİYE BİR TANIK TİPİ YOKTUR

 



Son senelerde gizli tanık kavramının ülkemiz kamuoyunda çok tartışılması ve bu kavramın adil yargılanma hakkıyla doğrudan ilgisinin bulunması,Anayasa Mahkemesinin kararlarını dahi tartışılır kılması,yazımı tamamlanan ve mahkemeye sunulan İMAMOĞLU İBB İDDİANAMESİ'nin kanıt olarak bel kemiğini gizli tanık beyanlarının oluşturması nedeniyle;ceza yargılamasında tanık delilinin ne anlama geldiğini ve delil olarak taşıdığı önemi ve niteliğini yazma gereğini duymuş bulunuyoruz.


Tanık delili;eskiden olduğu gibi,günümüzün çağdaş ceza ve ceza usul hukukunun,ceza yargılamasının,bugün için de vazgeçilemez ve önemini muhafaza eden bir delil türüdür.


Peki tanığın tanımı nedir?


Kimlere tanık deriz ve tanık sıfatıyla ifadelerine başvururuz?


Tanık;gördüğünü ve bildiğini anlatan.bilgi veren kişidir,kelime anlamı itibariyle.


Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan tanığa yaptırılacak yemin metnini düzenleyen 55. maddede de,”"Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." yazılıdır.


Bu yemin metninden de anlaşılacağı üzere;tanık, ceza yarglamasına konu suç teşkil eden somut eylemle ilgili olarak bilgi sahibi olan kişidir.


Suçtan mağdur olan, kendisine yönelik olarak suç teşkil eden bir eylemde bulunulan kişi de,mağdur tanık sayılır.


Burada dikkat edilmesi gereken husus;bu bilgi, doğrudan görgüye ve görgüyle birlikte, eş zamanlı doğrudan duyuma dayalı ve kesin olmalıdır.


Dedikodulara,eylemden sonra başkalarının söylemlerine dayalı olarak dolaylı duyulanlardan elde edilen bilgiler,tanığa sorulmamalı,sanılar,tahminler, kanaat ve yorumlar,tanık beyanı olarak, delil kabul edilmemelidir.


En önemlisi de,ceza yargılamasında gizli tanıklık kurumu ve gizli tanık yoktur.


Ceza yargılamasında;ancak, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla sınırlı olmak üzere,tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması,kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; dinlenen tanıkların kimliklerinin saklı tutulması için,adalete zarar vermeyecek gerekli önlemlerin alınması ve tanıkların korunması kurumu vardır.


Nitekim CMK nın 58.maddesinin 2.fıkrasında;yer alan;“Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. “ hükmü ile

4.fıkrasında yer alan;”Tanıklık görevinin yapılmasından sonra, kişinin kimliğinin saklı tutulması veya güvenliğinin sağlanması hususunda alınacak önlemler, ilgili kanunda düzenlenir. “ hükmü bizim bu görüşümüzü doğrulamaktadır.


Demek ki;ceza yargılamasında sadece tanık vardır.Bir de örgütlü suçlarda örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlara münhasır olmak üzere tanıkların koruma altına alınması vardır.


Ceza Yargılamasında,gizili tanık adı altında,binbir vaatlerle,kendisine menfaatler sağlanarak,sunni olarak yaratılan,kumpas davalarda kullanılan,ceza adaletini saptıran,düzmece ve sunni yalancı tanıklık kurumu yoktur.Tanıklık yapanların korunması söz konusudur.


CMK nın 58.maddesinin 4.fıkrasına istinaden tanıklık yapanların korunması için alınacak tedbileri düzenleyen 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu,konuyu saptırmış amacını aşan hükümlerle, tanıklık kurumunu güvenilmez kılmış ve adeta gizli tanık yaratmıştır.


Eylemden çok sonra gizli tanık olarak ortaya çıkan ve tanıklık yapacağını söyleyen veya adaleti saptırmak için tanık yaratma çabasına düşen resmi görevlilerin vaad ve garantileriyle elde edilen, duruşmaya dahi gelmeden,çapraz sorguya tabi tutularak, reaksiyonlarından ve davranışlarından verdikleri beyanlarının güvenilir olup olmadığı konusunda bir kanaat edinme imkânından yoksun kalınan kişiler, ceza yargılamasında meşru tanık olarak kabul edilemezler ve bunların güvenden yoksun beyanlarına dayalı olarak mahkumiyet kararı kurulamaz,bunların beyanları tanık delili olarak asla kabul edilemez ve edilmemelidir de.


Bırakınız gizli tanık diye ortaya sürülen çoğu zorlama ve düzmece yalancı tanıkları;açıkça beyanda bulunan normal tanıkların beyanları dahi;ceza yargılamasında kesin delil olarak kabul edilemez,çiğ süt emmiş,yaptığı yemine rağmen, şu veya bu sebeple yalan söylemeye meyilli insan unsuruna dayalı tanık beyanları,parmak izi,DNA verileri,balistik inceleme raporları,kan örnekleri gibi kesin delil niteliğindeki delillerden farklı olarak, sadece takdiri delil vasfında olup,yargıç; diğer delillerle birlikte, tanık beyanlarını da vicdani kanaatine göre değerlendirerek bir hükme varmalıdır.


Sonuç olarak söylemek gerekirse,bizim ceza yargılama hukukukumuzda;İBB soruşturmasında ve benzeri davalarda uygulandığı şekilde,bir gizli tanıklık yoktur.Var olan şey;örgütlü suçlarla sınırlı olarak, adalete ve maddi hakikate ulaşmaya zarar vermeden,savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal etmeden, ölçülü ve sınırlı tedbirlerle,tanıklık yapanların,sadece korunma altına alınmasıdır.


Ülkemizin adalet geçmişinin çöplüğü;hukukumuzda yasal dayanağı olmayan gizli tanıkların gerçek dışı beyanlarıyla yazılan iddianamelerle oluşturulan ve kurulan kumpas davalarının ve mahkumiyet hükümlerinin buruşturularak çöp sepetlerine atıldığı dosyalarla dolup taşmıştır.


Nedir bu gayretiniz?


Şu veya bu sebeple, bilerek ve isteyerek yargılanamayan, korunup kollanan suçluların diz boyu olduğu,adeta suçlular cenneti haline getirilen ülkemizde;sunni olarak yaratılan gizli tanıklarla,adil olmayan soruşturma,yargılama ve hukuk dışı delillerle masumlara ceza verme gayreti içine girilmesi, kamuoyu vicdanını ağır bir şekilde yaralamaktadır. 15/11/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

12 Kasım 2025 Çarşamba

İBB İDDİANAMESİ

 



Bu iddianameyi değerlendirmeye nereden başlamam gerektiğini çok düşündüm ancak bir karar veremedim.Zira,iddianame;içerdiği iddialar ve olaylar itibariyle inandırıcılıktan uzak olup, kesin ve inandırıcı somut kanıtlara dayanmamaktadır.


2019 senesinde yapılan ve İstanbul belediyesinin iktidar tarafından kaybedilmesiyle sonuçlanan yerel seçimlerden sonra yazılması tasarlanıp planlanan,


2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin KILIÇDAROĞLU tarafından kaybedilmesi üzerine, İMAMOĞLU öncülüğünde başlatılan CHP deki değişim sürecinde yapılan CHP kurultayında KILIÇDAROĞLU'nun CHP Genel Başkanlığını kaybederek, yerine, değişim hareketinin başını çeken Ekrem İMAMOĞLU tarafından desteklenen Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanı seçilmesi ve yeni genel başkan Özgür ÖZEL'in liderliğinde girilen 2024 yerel seçimlerinin CHP tarafından birinci parti olarak sonuçlanması ve İstanbul'un yine iktidar tarafından kaybedilerek İMAMOĞLU'nun ikinci kez yeniden İBB Başkanu seçilmesi ve sonrasında partili ve partisiz milyonların oylarıyla katıldıkları ön seçim sonucunda, İMAMOĞLU'nun CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesiyle artık yazılması kararlaştırılan,


iddianamenin dayanağı olan soruşturmayı başlatan ve yapan ve iddianameyi yazan sayın savcının herkesçe bilinen yargı geçmişi, kısa bir dönem yaptığı politik bir makam olan Adalet Balanlığı yardımcılığı ve sonrasında yeniden atandağı İstanbul C.Başsavcılığı makamının kelimenin tam anlamıyla siyasallaşmış bulunması,AKP Genel Başkanı ile İlgili savcının politik yakınlıkları,AKP Genel Başkanının;çok doğru teşhiste bulunarak, İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder,mealindeki beyanları,CHP ve Genel Başkanına yönelik olarak,ileride olacakların öncü sinyalleri olarak; durun hele,bunlar daha bir şey değil, turp'un büyüğü daha heybede,gün gelecek insanların yüzlerine bakamayacaksınız tarzındaki söylemleri,CHP ve İMAMOĞLU'na yönelik olarak yaptığı ve iddianamede de yer verilen, “ahtapotun kolları” benzetmeleri,iddianamenin, ağırlıklı bir şekilde, hukuken hiçbir değeri olmayan gizli ve etkin pişmanlıktan faydalanarak paçayı kurtarmak isteyen tanık beyanlarına dayandırılıyor olması,şu şununla telefonla sık sık görüşmüştür işte size HTS kayıtları,peki görüşmelerin suç oluşturan içeriği nerede,neler konuşmuşlardır? sorusunun havada kaldığı uydurma delil yaratma gayretleri,yapılan anket sonuçlarına göre AKP'nin seçmen nezdindeki desteğinin her geçen gün azaldığının,AKP'nin yapılacak ilk seçimi kaybederek iktidarını yitireceğinin anlaşılması gibi parametreler sonucu yazılması kesinleşen ve kaçınılmaz olan BU İDDİANAME;yazılış amacı ve içeriği gerçek dışı iddialar itibariyle, siyaset kokan değil,tamaman siyasi bir belge ve AKP'ye uzatılan adeta bir cankurtaran simididir.


Ceza yargılamasında tanık anlatımları;sıkça kullanılan,çok önemli ve değerli bir delil olmakla birlikte, çiğ süt emmiş insan faktörüne dayalı bir delil olması nedeniyle, kesin bir delil değildir,hele ne idüğü belirsiz FETÖ yargısıyla uygulamaya konulan gizli tanık anlatımları, kesinlikle güvenilemez ve inandırıcı olmayan hükme esas alınamayacak sözde delillerdir.


İddianameye bakıyoruz,sayfa sayısı çok fazla.Oysa,bir iddianameye değer kazandıran, sayfalarının fazlalığı olmayıp,içinde yer alan ve vuku bulduğu söylenen olay ve eylemlere dayalı iddiaların,hayatın olağan akışına,olayları canlı olarak izleyen kamuoyunun vicdanına uygun, vicdaları kanatmayan, kesin ve inandırıcı delillere dayalı olmasıdır.


Bize göre,iddianamelerin sayfa sayısı çoğaldıkça hukuki değeri artmaz, bilakis azalır.İnsanların obezleşerek, şişmanlayıp genişleyerek ve kalınlaşarak sağlığını kaybetmesi gibi.İddianamelerin ciddiye alınabilmesi için, içeriğindeki eylemlerin ve istenen cezaların inandırıcı olması gerekir.



İMAMOĞLU; 2019 seçimleri öncesinde tanınmayan İstanbul'un küçük bir ilçesinde CHP İlçe Başkanlığı ve sonrasında aynı ilçenin belediye başkanlığını yapan bir kişi olup,kendisi; şu anda iktidar tarafından el üstünde tutulan CHP'nin önceki genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'nun adamı ve adayı olarak İstanbul Büyükşehire aday olmuş,aday olduğunda tanınmayan ve kazanacağına şüpheli gözlerle bakılan bir kişidir.Ancak,kendi özel kabiliyeti ve gayretiyle kısa sürede İstanbul halkının beğenisini kazanarak ve AKP'nin kötü yönetiminden bıkılmış olmasının katkısıyla 2019 seçimlerini sürpriz bir şekilde azanmış ve sonrasında tüm İstanbul halkının ve hatta Türk Mlletinin gözleri önünde dürüst ve şeffaf bir şekilde İstanbul BB Başkanlığını icra etmiş,hizmetleri ve şeffaflığıyla halkın gönlünde güzel bir yer edindiği ve beğenildiği için, parti farkı gözetmeksizin sandıkta oylarını birleştiren seçmen çoğunluğu tarafından 2024 seçimlerinde de İBB Başkanlığını ve sonrasında CHP'nin Cumhurbaşkanlığı adaylığını kazanmıştır.


İddianame; işte, Cumhurbaşkanlığına doğru yol almakta olan bu başarı öyküsünün engellemesine yönelik, AKP ve İstanbul Yargısının ortak yapımı olarak sahnelenmiştir.


O kadar ki;AKP Genel Başkanından adeta rol çalan ve hukuki olmaktan çok iktidar adayı CHP'ye,Cumhurbaşkanı adayı İMAMOĞLU'na yönelik gerçek dışı iddialar ve siyasi üslup içeren inandırıcılıktan ve somut delillerden yoksun bir iddianame olmuş,içerdiği iddialar ve istenen 25 asır tutan ceza istemi nedeniyle inandırıcı olmaması,mahkemeden çıkacak olan sonuç karar açısından İMAMOĞLU'nun büyük şansı olmuştur. 12/11/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu









3 Kasım 2025 Pazartesi

SADECE İSTANBUL DEĞİL ÜLKE FETRET DEVRİ YAŞIYOR

 


AKP Genel Başkanı ve partili ve taraflı Cumhurbaşkanı;2019 yılından bu yana İstabul Belediye seçimlerini kaybetmiş olmayı bir türlü içine sindiremedi,İstanbul'u kaybedenin Türkiyeyi de kaybedeceğini düşünerek, halkın oylarıyla alamadığı İstanbul'u CHP'nin elinden almak için her türlü hukuk dışı gayretin içine girmiş olup,en başta İBB Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı adayı İMAMOĞLU olmak üzere birçok ilçenin belediye başkanlarını hedef alarak hukuksuz bir şekilde hapse attırmıştır.


AKP Genel Başkanının İstanbul belediyesine yönelik bu hukuk dışı tutumundan dolayı, İstanbul yerel yönetiminde bir belirsizlik, kaos ve kargaşa başlamıştır.


İstanbulun yerel yönetimine yönelik olarak,AKP Genel Başkanı tarafından uygulamaya konulan ve başlatılan belediye başkanlıklarını ele geçirme, belediye başkanlıklarına yandaş kayyumlar ve AKP'li başkan vekilleri atama çabaları nedeniyle yaşanan belirsizlik, kaos ve kargaşayı Osmanlı döneminin bir kısmına damgasını vuran ve Fetret Devri olarak tarihe geçen Fetret Devrine benzetmek, çok yerinde bir benzetmedir.


Google'ye girip Fetret Devri yazarak” tıklayınca;”Osmanlı tarihinde 1402'deki Ankara Savaşı'ndan sonra başlayıp 1413'te Çelebi Mehmed'in (ö. 1421) duruma hâkim oluşuna kadar geçen, Yıldırım Bayezid'in (ö. 1403) oğulları arasında vuku bulan taht mücadelesi sırasındaki belirsizlik ve karışıklık devrine verilen ad.”


Tanımı çıkmaktadır.Yani, aynen bugün yaşamakta olduğumuz da;seçim mağlubiyetini kabul edemeyen, İstanbul seçmeninin iradesine saygı duymayan, ancak kendisi bugüne kadar seçimlerle ve halkın iradesiyle Cumhurbaşkanlığı makamna kadar gelen AKP Genel Başkanının İstanbul yerel yönetimlerini halkın iradesine ve hukuka aykırı olarak seçim dışı yollarla ele geçirme mücadelesinden kaynaklanan belirsizlik ve karışıklık olarak Osmanlının yaşadığı Fetret Devrine, çok uymaktadır.


AKP Genel Başkanının; İstanbul yerel yönetimlerinde bugün yaşanmakta olan belirsizlik ve kargaşaya koyduğu Fetret Devri tanımlaması çok doğrudur ve yerine cuk oturmaktadır.Bu doğru tanımlaması nedeniyle kendisini kutluyoruz.


Ancak,AKP Genel Başkanının ;çok doğru ve yerinde tanımladığı İstanbulda yaşanan Fetret Devrini yaratan ve İstanbullulara yaşatanların;demokratik seçimlerle ve halkın iradesiyle iş başına gelen CHP'li İMAMOĞLU ve diğer ilçe belediye başkanları olduğuna yönelik değerlendirmesi,asla doğru değildir.


Bugün İstanbul yerel yönetimlerinde Fetret Devri benzeri bir taht ve koltuk mücadelesi ve bundan kaynaklı bir belirsizlik ve kargaşa varsa; bunun yaratıcısı,demokratik seçimlerin sonuçlarını,halkın radesini kabullenmeyen AKP Genel Başkanının kendisidir.


AKP Genel Başkanı;İstanbula ve İstanbullulara Fetret Devri yaşatanlarla mücadele edecekse,mücadele edeceği bu kişi, İMAMOĞLU değil, bizzat kendisidir.Bir kez daha oturup düşünmelidir.


Kaldı ki;şayet varsa bir Fetret Devri,ülkenin makro koşullarına baktığımızda,Fetret Devri sadece İstanbul ile sınrlı olmayıp tüm ülkemizde yaşanmaktadır,maalesef.03/11/2025


Güne YİĞİTBAŞI

Hukukçu