9 Ekim 2025 Perşembe

ERDOĞAN'IN KUCAKLAYICI SİYASETİ (Mİ)?

 


AKP'nin; adeta basın sözcülüğünü yapan gazeteci Abdulkadir SELVİ, köşesinde yazmış ve demiş ki;

Erdoğan,yeni dönemde CHP’yi yalnızlaştırmak için mücadele edecek. CHP’yi vurdukça vuracak.Özgür Özel’i hedef aldıkça alacak.Özgür Özel’e “Kukla genel başkan” dedi. CHP ile diğer muhalefet partilerinin arasını açmaya özen gösterecek. CHP’yi muhalefette tek başına bırakmak için çalışacak.

Bakalım Erdoğan’ın kucaklayıcı siyaseti mi yoksa Özgür Özel’in sertlik siyaseti mi galip gelecek.”


Gazeteci SELVİ'nin ERDOĞAN'ın kucaklayıcı siyasetinden bahsetmesi,ironi gibi, gerçekten çok komik bir yakıştırma.ERDOĞAN; bugüne kadar, asla kucaklayıcı bir siyaset yapmadığı gibi,bundan sonra da yapması asla mümkün değildir.


AKP Genel Başkanı ERDOĞAN;bölen,ayrıştıran,düşmanlaştıran,gerginlikten hoşlanan ve beslenen bir politikacı olarak ün salmış ve bu siyasetin patentini ve markasını adına tescil ettirmişir.


ERDOĞAN;genel başkanı olduğu AKP dışındaki muhalefet partilerininin hiçbirini, kendiliğinden ve siyasi bir karşılık beklemeden, asla kucaklamaz.Çok kullanılan bir deyim olan ve birinin amaçlarına alet olmak anlamına gelen, kucağa oturtur sadece.Kucaklaşmayı, kucağını açmasını,kucağa oturmasını,yani kendi amaçlarına alet olmasını, karşısında duran diğer muhalefet partilerinden bekler ve ister.


Bir zamanlar araları açık olan MHP lideri BAHÇELİ'nin nereden nereye geldiğini herkes biliyor.BAHÇELİ;”tekeden süt sağılmadığı gibi,ERDOĞAN'dan da Cumhurbaşkanı olmaz” gibi ve en hafifi bu olan birçok ağır sözlerinden sonra,hidayete ererek ERDOĞAN'a yaklaşmış ve ona kucağını ve partisini açmış,kendisine tam destek vererek Cumhur İttifakı adı altında iktidar ortağı ve bugünkü acayip sistemin oluşmasında ve ERDOĞAN'ın tek adam yetkileriyle donatıldığı Cumhurbaşkanı koltuğunda oturmasının mimarı olmuştur.Yani,MHP ve BAHÇELİ'ye kucağını açan kişi ERDOĞAN olmamış,ERDOĞAN'a kucağını açan ve kucağa oturan BAHÇELİ olmuştur.Kucağa oturmak,yukarıda da belirttik,sık kullanılan bir deyim olup, bir hakaret değildir ve yazıda hakaret amaç ve kastıyla kullanılmamıştır,bir durum tespiti yapılmış olup,bu deyim birinin açmaçlarına alet olmak anlamna gelmektedir.


Sonuç olarak,ERDOĞAN;kucaklamayı değil,kucaklanmayı kendisine koşulsuz biat edilmesinden,kucağa oturtmaktan hoşlanan bir politikacıdır.


Özgür ÖZEL de;CHP Genel Başkanı seçilir seçilmez,ilk hatasını yaparak, yumuşama ve normalleşme adı altında ERDOĞAN'a elini uzatmış,kucağını açmış, ancak,kucağa oturmadığı için araları bozulmuş,çok doğru bir kararla erkenden geri çekilmiş ve kanlı bıçaklı olarak bugünlere gelinmiştir.


ERDOĞAN;Meclisin açlış konuşması için meclise geldiğinde,meclise katılmayarak kendisine boykot eyleminde bulunan CHP dışındaki diğer muhalefet partilerine samimiyet göstererek onların kendisiyle kucaklaşmalarına kapı aralamış,kendisini çok ağır eleştiren, hatta partisinden koparak kurulan partilerin de içlerinde bulunduğu muhalefetin çoğu partisi,ERDOĞAN'ın etrafında saf tutarak ERDOĞAN'a kucaklarını açmışlar ve çok mutlu pozlar vererek fotoğraf karesine girmişlerdir.


İşte gazeteci SELVİ'nin yazdığı;“Erdoğan,yeni dönemde CHP’yi yalnızlaştırmak için mücadele edecek. CHP’yi vurdukça vuracak.Özgür Özel’i hedef aldıkça alacak.Özgür Özel’e “Kukla genel başkan” dedi. CHP ile diğer muhalefet partilerinin arasını açmaya özen gösterecek. CHP’yi muhalefette tek başına bırakmak için çalışacak.

Bakalım Erdoğan’ın kucaklayıcı siyaseti mi yoksa Özgür Özel’in sertlik siyaseti mi galip gelecek.” ifadeleri,tam da bu durumun tarihe not düşülmesidir.


CHP’yi muhalefette tek başına bırakmak,yalnızlaştırmak,diğer muhalefet partileriyle arasını açmak,gelinen ve içinde bulunduğumuz bugünkü koşullarda, asla CHP'nin zararına ve iktidara gelmesine engel değildir.Zira;çoğu, altılı masa adı altında ittifak yaparak KILIÇDAROĞLU'nun yanında saf tutan muhalefet partilerinin, hiçbir oy tabanlarının olmadığı,adeta kağıttan kaplan oldukları,seçim sonuçlarıyla ortaya çıkmıştır,altılı masa ittifakından karlı çıkan, CHP ve KILIÇDAROĞLU değil, ittifak yaparak CHP oylarıyla milletvekilliği kazanarak meclise giren kağıttan kaplan partiler olmuştur.


Önümüzdeki seçimlerde,AKP Genel Başkanı ERDOĞAN ve üst yönetimleriyle, yönlerini AKP ve ERDOĞAN'a çevirme eğilimi gösteren muhalefet partilerinin, CHP'yi yalnızlaştırmaları;CHP'nin lehine olup,adına çok değerli yalnızlık dediğimiz bu durum,CHP'nin; iktidardan kurtulmak için gün sayan, her şeyiyle ezilmiş, çoğunluğu kendi partilerine ait olmak üzere, iktidarıyla muhalefetiyle her partiden toplumsal muhalefeti oluşturan milyonlarla miting meydanlarında birlik ve beraberlik içinde bütünleşerek sandıkta da oylarıyla kucaklaşmalarına asla engel olamayacağı gibi, CHP'nin çok değerli olan bu yalnızlığı,CHP ve ülkemiz adına bir kayıp değil, bilakis hayırlara vesile olacaktır. 09/10/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu




7 Ekim 2025 Salı

MEŞRUİYET SORUNU SADECE SİYASAL İKTİDARLARDA DEĞİL SEÇMENDE DE VAR

 



ERDOĞAN'ın son ABD gezisi nedeniyle; siyasal iktidarın meşruiyeti var mıdır yokmudur, ERDOĞAN gerçekten TRUMP'dan meşruiyet almaya mı gitmiştir?soru ve tartışmaları gündeme oturmuş durumdadır.


ERDOĞAN iktidarı, meşru bir seçimle iş başına gelmiştir.Ancak, geçen zaman içinde, anayasaya,yasalara ve demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerine uygun bir yönetim tarzı gösteremediğinden,gerçekten meşruiyetini kaybetmiş midir,tartışmasını bir kenara koyarak,biz bu yazımızda meşruiyet sorununun diğer yüzünü,yani seçimlerde oy kullanarak siyasal iktidarı belirleyen çoğunluk seçmen kitlesinin meşruiyet sorununu masaya yatıracağız.


Karşılıklı olarak bir alanın ve bir de verenin, alanın da vereninde suçlu olduğu rüşvet suçunda olduğu gibi,siyasal iktidarı belirleme konusunda da,sandıkta bir oy alan, yani çoğunluk oyunu alarak iktidar olan ile bir de sandıkta oy veren,yani oylarıyla siyasal iktidarı belirleyen bir seçmen çoğunluğu vardır.


Seçim kazanarak iktidara gelen ve sonrasında yasa ve anayasa ihlalleriyle meşruiyetini yitiren siyasal iktidarlar suçlu da, hadi ilk seçimlerinde yanılarak seçmesine ve iktidarı döneminde meşruiyetlerini kaybettiren tüm yanlışlarını,yasa ve anayasa ihlallerinigörmesine rağmen,daha sonraki seçimlerde de ısrarla ve üst üste aynı kişi ve kişileri seçim sandığına attıklarıyla oylarıyla tekrar tekrar iktidar yapan çoğunluk seçmen kitlesinin hiç mi suçu yok?


Şayet bir siyasal iktidar yasa ve anayasa tanımaz yönetim tarzlarıyla meşruiyetlerini yitirmişlerse;meşruiyetleri tartışmaya açılan siyasal iktidarları; ekonomik, sosyal, kültürel,dini inanış gibi, kendi kişisel,ailevi,sınıfsal ve zümresel mikro ve makro menfaatlari ve çıkarlarını ön planda tutarak,ülke ve toplum zararına olarak, sandığa attıkları oylarıyla defaatla iktidara getiren çoğunluk seçmenin de meşruiyetini kaybettiğini söyleyebiliriz.


Halk çoğunluğunun;israrla ve birçok kez yıllarca oy vererek, aynı kişi ve kişileri iktidar yapması halinde,kendi çıkarlarını üstün gören yasaları ve anayasayı sürekli ihlal eden ve meşruiyetlerini tartışılır hale getiren siyasal iktidarlar; ısrarla bana oy vererek beni iktidara getiren halk ve seçmen çoğunluğu benden memnun olmalı ki,bana sürekli oy vermeye devam ediyor,benim yasaları ve anayasayı ihlalllerimi, kendisini yoksullaştırdığımı,ekonomiyi berbat ettiğimi,enfalasyon canavarını yok edemediğimi onaylıyor demek ki,alan razı veren razı, size ne oluyor? Diyerek savunma yapmakta haklılık kazanıyor.Oylarıyla ülkeyi bu açmaza,sarmala sürkleyen seçmen çoğunluğuna, meşruiyetini kaybetmiş demek sanırım haksızlık olmaz.


Seçim kaybeden muhalefet partilerinin yetkililerinin;en az seçim kazanan iktidardaki parti kadar seçimlere hazırlanmış olmalarına rağmen bir türlü seçim kazanamamaları üzerine;suçlu biziz, iyi hazırlanamamışız,siz seçmenin hiçbir kabahati yoktur tarzındaki açıklamalarını,asla kabul etmiyor ve seçmene yağ çeken gerçek dışı beyanlar olarak kabul ediyoruz.


Seçmen çoğunluğunun; akıllarının başlarına gelmesi,iyiyi ve kötüyü ayırd edebilmesi,ülkeyi; yasalara ve anayasaya göre,ülke ve halk yararına uygun yönetecek kişileri iktidara getirmeyi düşünebilecek olgunluğa ulaşması için,ülkenin herşeyiyle felaketle yüz yüze gelmesi,yoksulluğun diz boyu olması mı gerekir?07/10/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

3 Ekim 2025 Cuma

CHP'NİN ÇOK DEĞERLİ YALNIZLIĞI

 



Çok isabetli bir karar vererek,duvarlarında “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”yazılı olan,sözde değil, özde, milli iradenin tek tecelli ettiği bir mabed olan Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas ederek, hazırladığı ve partisinin milletvekillerine imzalatığı kanun tekliflerini, tek harfi dahi değiştirilmeden yasalaştıran,muhalefet partisine mensup milletvekilleri tarafından sunulan yasa tekliflerinden birini dahi meclisten geçirterek yasalaştırmayan,muhalefet milletvekillerinin çeşitli konulardaki araştırma komisyonları kurulmasına ilişkin önerilerini AKP ve MHP milletvekillerinin çoğunluğuyla redddettiren,meclisi ve milli iradeyi kendisinin otomatik onay makinası olarak gören,CHP'nin yumuşama ve normalleşme adına uzattığı ele rağmen, bu eli, elinin tersiyle iterek CHP'nin en başta İstanbul olmak üzere kazandığı tüm büyükşehir belediye başkanlarını sudan bahanelerle hapse attıran,o belediye başkanlarına oy vermiş olan milyonlarca seçmenin iradesini yok sayan ve oylarını çöp tenekesine atan,tüm bu yaptıklarına rağmen hala milli irade dersleri vermeye çalışan partili Cumhurbaşkanının meclisin açılış konuşmasını yaptığı oturumuna katılmayarak boykot eden,sonrasında mecliste verilen resepsiyona ve öncesindeki oturuma katılan parti genel başkanlarıyla yapılan sohbet ve moral toplantısına katılmayan ana muhalefet partisisi CHP'nin;en başta genel başkan Özgür ÖZER olmak üzere, tüm üst yönetimini kutluyorum.


Mecliste grubu veya milletvekili bulunan Dem,Gelecek,Deva,İyi,Refah ve Yeniden Refah gibi muhalefet partilerinin meclisin açılış oturumuna katılarak burada konuşma yapan partili Cumhurbaşkanını şereflendirmelerine bir diyeceğimz yoktur,kendi değerlendirmeleridir,üyesi oldukları meclisin kalmayan saygınlığına olan saygıları ağır basmış olacak ki,meclisin açılış oturumuna katıldılar ve burada bir açılış konuşması yapan partili Cumhurbaşkanını şereflendirdiler.


Ancak,oturuma katılan CHP dışındaki muhalefet partileri,bununla da yetinmediler,oturuma katılmayan CHP'ye inat muhalefetin oturuma katılan diğer partilerine şirin gözükerek onları yanına çekme amaçlı olarak partili Cumhurbaşkanının oturum sonrası ve resepsiyonda muhalefet partilerinin lider kadrosunu etrafına dizerek onlarla sergilediği yakınlaşmaya, samimi sohbet toplantısına ve çekilen aile fotoğrafına da katılarak, mutluluk ve memnuniyet poz ve görüntüsü verdiler.Partili Cumhurbaşkanını mesut ve bahtiyar kıldılar.Partili Cumhurbaşkanı da, sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımıyla, bu mutluluğunu,birlik ve beraberliği, milli iradenin üstünlüğünü dile getirdiler.


Uzun lafın kısası,sözüm ona CHP tek başına bırakıldı,meclisi boykot edip açılış oturuma ve resepsiyona katılmayarak,kendi kazdığı kuyuya düşüp ortada dıpdızlak tek başına ve yalnız kaldı.


Bize göre hiç de öyle olmadı.CHP; bu sözde yalnızlığını çok iyi değerlendirerek, Küçükçekmece'de miting yapıp meydanlarda milyonlarca insanla buluştu ve bir arada oldu,CHP'nin; milyonlarca insandan oluşan halk kitlesiyle meydanlardaki bu buluşmasını, sanırım, CHP'nin çok değerli yalnızlığı olarak tanımlayabiliriz.


Anayasa ve yasaları yok sayan,Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan,halkın oylarıyla seçilen CHP'li belediye başkanlarını görevden alarak hapse attıran,yargı bağımsızlığını,insan hak ve özgürlüklerini yok eden partili Cumhurbaşkanının yanında oturmaktan, onunla sohbet etmekten mesut ve bahtiyar olan, gülücükler atan,ağızları kulaklarına varan bazı muhalefet partilerinin genel başkan ve yöneticilerinin halkımız nezdinde düştükleri bu acınası yalnızlık,sanırım asıl üzerinde durulması gereken gerçek yalnızlıktır.


CHP'nin yalnızlığı çok değerlidir.Evet,CHP meclisin açılışı oturumuna katılmayarak ve meclisteki o pozu vermeyerek, 1.Ekim.2025 tarihi itibariyle yalnız ve tek başına kalmıştır.Ancak, bu yalnızlık, bildiğiniz normal hayattaki yalnızlık, bir terkedilmişlik değildir,CHP; Türk Halkıyla,84 milyonla bütünleşmekte,onların çözüm bekleyen dertleriyle,bu dertlere çözüm arayışında yalnız ve tek başına kalmış,milletin tek umudu haline gelmiştir.


CHP;yalnızlığını halkıyla,84 milyonla paylaşmak ve onlarla bütünleşmek,bugün meydanlarda ve ileride seçim zamanında CHP çatısı altında ve sandıkta, partilerüstü bir anlayışla,millet ittifakı olarak bütünleşmek ve iktidara koşmak üzere, mitinglerine devam etmelidir.04/10/2025


Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu